Avcı
Base Info
- ChapterA Lullaby for the Dark Bölümü
- Difficulty
- Speed110%4.4 m/s
Perks
Feature
Kurbanlara Av Baltaları fırlatarak onları uzaktan yaralayabilen, menzilli bir Katil.
Kişisel avantajları Av Tutkusu, Sahipli Bölge ve Efsun: Avcı'nın Ninnisi sayesinde, haritada kurduğu hâkimiyet ve gelişmiş kovalama yetenekleriyle Kurbanları baskı altına alır.
Kişisel avantajları Av Tutkusu, Sahipli Bölge ve Efsun: Avcı'nın Ninnisi sayesinde, haritada kurduğu hâkimiyet ve gelişmiş kovalama yetenekleriyle Kurbanları baskı altına alır.
Skill
Av Baltaları
Annesinden öğrendiği ve vahşi doğada ustalaştığı bir beceri. Avcı, Baltalarını ölümcül isabetlilikle fırlatabilir.
Mücadeleye 7 Baltayla başla. Azami hızda fırlatmak için güç toplayarak fırlat. Dolaplardan yeni Baltalar bul.
Story
Anna yürümeye başladığı andan itibaren annesi ona kuzey ormanlarının zorlu, ıssız dünyasında nasıl hayatta kalabileceğini öğretmeye başladı. Bu denli ücra ve tehlikeli bir bölgede yaşamak, beceri ve direnç gerektiriyordu. Güneş hiçbir şey yapılamayacak kadar battığında, en sert geçecek kışlara bile dayanabilecek şekilde inşa edilmiş eski ve sağlam kulübelerine sığınırlardı. Ocağın sıcaklığıyla mayışan Anna, annesinin ona yaptığı ahşap oyuncak ve maskelerin arasında annesinin kollarına bırakırdı kendini. Hikâyeler ve ninnilerle uykuya dalarken kısa süre sonra her şeyin değişmesine sebep olacak olaylardan bihaber, mutlu rüyalar görürdü.
Anna ve annesi, ormanda büyük bir elk geyiğinin peşinden gidiyordu. Tehlikeli bir av olduğunun farkındaydılar fakat kış çok çetin geçmişti ve yemekleri neredeyse tükenmişti. Açlıktan kıvranma olasılığı, onları ormandaki herhangi bir yaratıktan daha çok korkutuyordu. Elk hiç uyarı vermeden şahlandı, kükredi ve Anna'ya saldırdı. Kız korkudan buz kesmişti. Tüm dünya bu devasa yaratığın şahlanan toynakları altında sallanıyor gibiydi. Elk o kadar yakındı ki Anna gözlerindeki ölümcül öfkeyi görebiliyordu. Derken annesi elindeki baltayla, kendini hayvanın önüne attı. Elk çatal boynuzlarıyla kadını deşip havaya kaldırırken kan dondurucu bir çığlık duyuldu kadından. Var gücüyle arka arkaya hayvanın boynuna vuruyor, hayvansa kadını sarsalayarak indirmeye çalışıyordu. Korkunç bir çatırtıyla boynuzlar kırıldı ve Anna'nın annesi serbest kaldı. Hayvan yere yığılmıştı.
Anna, annesinin yaralı bedenini taşıyamayacak kadar küçüktü. Düştüğü açıklıkta onunla oturdu. Can veren elkin feryatlarını duymaması için, Anna'nın annesi ona sarıldı ve en sevdiği ninniyi söylemeye başladı. Avcı ve elk gittikçe sessizleşip soğuyana; Anna ormanın sessizliğinde bir başına kalana dek öyle durdular. Nihayet Anna ayağa kalktı ve evine doğru giden uzun yola koyuldu.
Hâlâ çocuk olsa da, karla kaplı ormanda hayatta kalabilecek kadar bilgisi vardı. İçgüdülerini dinleyerek yabanla bir oldu. Büyüdükçe güçlendi ve avlanmaya devam etti. Tehlikeli bir avcı halini aldığında, insan tarafını artık neredeyse hiç hatırlamıyordu.
Bölgesini genişletip avladıklarıyla yaşadı. Sincap, yaban tavşanı, vizon ve tilki avladı. Zamanla bunlardan sıkılıp kurt ve ayı gibi daha tehlikeli hayvanlara geçti. Her şeyden habersiz gezginler ormanına adım attığında, en sevdiği yeni avının insanlar olacağına karar verdi. Bölgesine yolu düşen talihsizler, tıpkı birer hayvan gibi katlediliyordu. İnsanların araçlarını, renkli kıyafetlerini ve küçüklerse oyuncaklarını almayı severdi. Fakat ne yaparsa yapsın, küçük kızları asla öldüremiyordu.
Kızları, ormanın derinliklerindeki evine götürürdü. Öyle narinlerdi ki onlara baktığında kalbinde bir şeyler uyanıyordu. Sevdiği biriyle kurabileceği yakınlığa açtı. Kendi çocuğu olsun istiyordu. Yağmaladığı ahşap oyuncakların, bebeklerin ve okuyamadığı hikâye kitaplarının arasında, kızların boynuna sert ve kaşındıran ipler bağlayıp iplerin ucunu da sıkıca duvara tutturuyordu. Kaçıp gitmelerine izin veremezdi ki... Dışarıda kurda kuşa yem olurlardı.
Her getirdiği kız soğuktan, açlıktan veya hastalıktan ölüyordu. Her seferinde Anna daha da derin bir kedere, acıya ve öfkeye sürükleniyordu. Tekrar denemek zorunda hissediyordu kendini. Aileleri katledip kız çocuklarını kaçırmak için en yakın köyleri basmaya başladı. Ürken çocukları sakinleştirmek için annesinin yıllar önce onun için yaptığı hayvan maskelerini takıyordu. Köylüler, Kızıl Orman'da dolaşan yarı hayvan yaratığın efsanesini konuşur oldu. Avcı, erkekleri öldürüyor, küçük kızları da yiyordu.
Savaş nihayet ormana da ulaşmıştı. Alman askerleri, yıkılmakta olan Rus İmparatorluğu'na saldırmak üzere buradan geçmeye başladı. Bu karanlık zamanlarda gezginler ormana uğramaz oldu. Köylüler evlerini terk etti. Çocuklar da ortadan kaybolmuştu. Sadece askerler vardı. Üzeri balta yarası dolu pek çok asker cesedi bulundu. Kalabalık gruplar, gizemli biçimde kayboldu. Savaş bittiğinde, Avcı'ya dair söylentiler de Kızıl Orman'a karışıp yok oldu gitti.
Anna ve annesi, ormanda büyük bir elk geyiğinin peşinden gidiyordu. Tehlikeli bir av olduğunun farkındaydılar fakat kış çok çetin geçmişti ve yemekleri neredeyse tükenmişti. Açlıktan kıvranma olasılığı, onları ormandaki herhangi bir yaratıktan daha çok korkutuyordu. Elk hiç uyarı vermeden şahlandı, kükredi ve Anna'ya saldırdı. Kız korkudan buz kesmişti. Tüm dünya bu devasa yaratığın şahlanan toynakları altında sallanıyor gibiydi. Elk o kadar yakındı ki Anna gözlerindeki ölümcül öfkeyi görebiliyordu. Derken annesi elindeki baltayla, kendini hayvanın önüne attı. Elk çatal boynuzlarıyla kadını deşip havaya kaldırırken kan dondurucu bir çığlık duyuldu kadından. Var gücüyle arka arkaya hayvanın boynuna vuruyor, hayvansa kadını sarsalayarak indirmeye çalışıyordu. Korkunç bir çatırtıyla boynuzlar kırıldı ve Anna'nın annesi serbest kaldı. Hayvan yere yığılmıştı.
Anna, annesinin yaralı bedenini taşıyamayacak kadar küçüktü. Düştüğü açıklıkta onunla oturdu. Can veren elkin feryatlarını duymaması için, Anna'nın annesi ona sarıldı ve en sevdiği ninniyi söylemeye başladı. Avcı ve elk gittikçe sessizleşip soğuyana; Anna ormanın sessizliğinde bir başına kalana dek öyle durdular. Nihayet Anna ayağa kalktı ve evine doğru giden uzun yola koyuldu.
Hâlâ çocuk olsa da, karla kaplı ormanda hayatta kalabilecek kadar bilgisi vardı. İçgüdülerini dinleyerek yabanla bir oldu. Büyüdükçe güçlendi ve avlanmaya devam etti. Tehlikeli bir avcı halini aldığında, insan tarafını artık neredeyse hiç hatırlamıyordu.
Bölgesini genişletip avladıklarıyla yaşadı. Sincap, yaban tavşanı, vizon ve tilki avladı. Zamanla bunlardan sıkılıp kurt ve ayı gibi daha tehlikeli hayvanlara geçti. Her şeyden habersiz gezginler ormanına adım attığında, en sevdiği yeni avının insanlar olacağına karar verdi. Bölgesine yolu düşen talihsizler, tıpkı birer hayvan gibi katlediliyordu. İnsanların araçlarını, renkli kıyafetlerini ve küçüklerse oyuncaklarını almayı severdi. Fakat ne yaparsa yapsın, küçük kızları asla öldüremiyordu.
Kızları, ormanın derinliklerindeki evine götürürdü. Öyle narinlerdi ki onlara baktığında kalbinde bir şeyler uyanıyordu. Sevdiği biriyle kurabileceği yakınlığa açtı. Kendi çocuğu olsun istiyordu. Yağmaladığı ahşap oyuncakların, bebeklerin ve okuyamadığı hikâye kitaplarının arasında, kızların boynuna sert ve kaşındıran ipler bağlayıp iplerin ucunu da sıkıca duvara tutturuyordu. Kaçıp gitmelerine izin veremezdi ki... Dışarıda kurda kuşa yem olurlardı.
Her getirdiği kız soğuktan, açlıktan veya hastalıktan ölüyordu. Her seferinde Anna daha da derin bir kedere, acıya ve öfkeye sürükleniyordu. Tekrar denemek zorunda hissediyordu kendini. Aileleri katledip kız çocuklarını kaçırmak için en yakın köyleri basmaya başladı. Ürken çocukları sakinleştirmek için annesinin yıllar önce onun için yaptığı hayvan maskelerini takıyordu. Köylüler, Kızıl Orman'da dolaşan yarı hayvan yaratığın efsanesini konuşur oldu. Avcı, erkekleri öldürüyor, küçük kızları da yiyordu.
Savaş nihayet ormana da ulaşmıştı. Alman askerleri, yıkılmakta olan Rus İmparatorluğu'na saldırmak üzere buradan geçmeye başladı. Bu karanlık zamanlarda gezginler ormana uğramaz oldu. Köylüler evlerini terk etti. Çocuklar da ortadan kaybolmuştu. Sadece askerler vardı. Üzeri balta yarası dolu pek çok asker cesedi bulundu. Kalabalık gruplar, gizemli biçimde kayboldu. Savaş bittiğinde, Avcı'ya dair söylentiler de Kızıl Orman'a karışıp yok oldu gitti.