Şövalye
Base Info
- ChapterForged in Fog Bölümü
- Difficulty
- Speed115%4.6 m/s
Perks
Feature
Şövalye stratejik bir Katil'dir, sadık Muhafızlarını Kurbanları avlamaları ve savaş alanındaki nesnelere hasar vermeleri için yollayabilir.
Kişisel avantajları Saklanacak Yer Yok, Efsun: Karanlıkla Yüzleş ve Kibir jeneratörlerin yakınındaki Kurbanları açığa çıkarmasını, Kurbanları lanetleyip onlara korkuyla çığlık attırmayı ve seni sersemleten bir Kurban'ın Zayıf durum etkisi altına girmesini sağlar.
Kişisel avantajları Saklanacak Yer Yok, Efsun: Karanlıkla Yüzleş ve Kibir jeneratörlerin yakınındaki Kurbanları açığa çıkarmasını, Kurbanları lanetleyip onlara korkuyla çığlık attırmayı ve seni sersemleten bir Kurban'ın Zayıf durum etkisi altına girmesini sağlar.
Skill
Guardia Compagnia
Şövalye, tek başına bile savaş alanında korkunç bir canavar, yanındaki Muhafızlarıyla da neredeyse durdurulamaz hale geliyor. Guardia Compagnia, birlikte kendi özgürlükleri için savaşıyor, yollarına çıkan herkesi öldürüyor.
ÖZEL YETENEK: MUHAFIZ ÇAĞIR
Güç butonuna basarak Muhafız Çağırma modunu etkinleştir. Etkinleştirildiğinde etrafta hareket ederek bir Devriye Yolu oluştur. Muhafız Çağırma modundayken bir jeneratör ilerlemesine, kırılmış bir palete veya yıkılabilir duvara nişan alıp Saldırı butonuna basabilirsin. Bu, seçilen nesnede kırma eylemini tamamlaması için bir Muhafız çağırır. Ayrıca Güç butonuna basarak veya Güç Göstergesi'ni tamamen tüketerek Muhafız Çağırma modunu bitirebilirsin. Bu, oluşturulan yolu takip edip devriye atacak bir Muhafız çağırır. Devriye Yolu ne kadar uzunsa Muhafız'ın Av süresi de ona göre uzun olur. Teker teker çağrılabilen üç Muhafız vardır; nesnelere daha hızlı hasar veren ve onları daha hızlı kıran Cellat, Av sırasında daha hızlı hareket eden Suikastçı ve daha uzun süre devriye gezen ve tespit konusunda daha iyi olan Zindancı.
MUHAFIZ ÖZEL YETENEĞİ: AV
Bir Muhafız devriye sırasında Kurbanları görüp fark edebilir. Bir Kurban fark edilirse Muhafız onun konumuna gider, yere bir Sancak bırakır ve belirli bir süre Kurban'ı avlamaya başlar. Kurban başka bir Kurban'ı kancadan kurtararak, Sancak'ı alarak veya av süresinin sonuna kadar hayatta kalarak Muhafız'dan kaçabilir. Eğer Kurban Muhafız veya Şövalye tarafından başarılı bir şekilde saldırıya uğrarsa Muhafız kaybolur. Bir Muhafız bir Kurban'ı yere düşürürse Şövalye, Katil İçgüdüsü bildirimi alır.
ÖZEL YETENEK: MUHAFIZ ÇAĞIR
Güç butonuna basarak Muhafız Çağırma modunu etkinleştir. Etkinleştirildiğinde etrafta hareket ederek bir Devriye Yolu oluştur. Muhafız Çağırma modundayken bir jeneratör ilerlemesine, kırılmış bir palete veya yıkılabilir duvara nişan alıp Saldırı butonuna basabilirsin. Bu, seçilen nesnede kırma eylemini tamamlaması için bir Muhafız çağırır. Ayrıca Güç butonuna basarak veya Güç Göstergesi'ni tamamen tüketerek Muhafız Çağırma modunu bitirebilirsin. Bu, oluşturulan yolu takip edip devriye atacak bir Muhafız çağırır. Devriye Yolu ne kadar uzunsa Muhafız'ın Av süresi de ona göre uzun olur. Teker teker çağrılabilen üç Muhafız vardır; nesnelere daha hızlı hasar veren ve onları daha hızlı kıran Cellat, Av sırasında daha hızlı hareket eden Suikastçı ve daha uzun süre devriye gezen ve tespit konusunda daha iyi olan Zindancı.
MUHAFIZ ÖZEL YETENEĞİ: AV
Bir Muhafız devriye sırasında Kurbanları görüp fark edebilir. Bir Kurban fark edilirse Muhafız onun konumuna gider, yere bir Sancak bırakır ve belirli bir süre Kurban'ı avlamaya başlar. Kurban başka bir Kurban'ı kancadan kurtararak, Sancak'ı alarak veya av süresinin sonuna kadar hayatta kalarak Muhafız'dan kaçabilir. Eğer Kurban Muhafız veya Şövalye tarafından başarılı bir şekilde saldırıya uğrarsa Muhafız kaybolur. Bir Muhafız bir Kurban'ı yere düşürürse Şövalye, Katil İçgüdüsü bildirimi alır.
Story
Tarhos Kovács'ın çocukluk dönemine dair pek anısı yoktu ama hatırladıkları da hayatı boyunca peşini bırakmayacaktı. Köydekilerin feryatlarını ve annesinin ona ilaca benzeyen yoğun, siyah bir sıvıyı zorla içirdiğini anımsıyordu. Sert zemine yığıldıktan sonra bir toplu mezarda üst üste istiflenmiş bedenlerin altına gömülmüş bir halde uyandığını ve yanan köyün seslerini işittiğini hatırlıyordu. İterek, çekerek ve tırmanarak kanla kaplı ceset yığınının tepesine çıktığındaysa ecelin, yıkımın ve her yeri saran ölüm sessizliğinin etkisine kapıldığını biliyordu. Bir anda tiz bir ses duymaya başlayınca tüyleri diken diken oldu ve aklıyla kavrayamayacağı bir şeyin huzurunda olduğunu fark etti. Hissettiği duyguyu tarif edemezdi ancak acı, keder veya korku olmadığını biliyordu. Bu his bambaşkaydı.
Sanki huşu içindeydi...
O anı anlamlandırmaya çalışan Tarhos, arkasından yaklaşan adamları fark etmedi. Hatta adamlar onu iki tekerlekli bir at arabasına götürüp kölelerle dolu küçük, ahşap bir kafese kilitlerken tepki bile vermedi. Büyülenmiş bir şekilde manzarayı izlemeye devam etti. Yolculuk sırasında ona İtalya'ya gittiklerini söylemelerine rağmen Tarhos tüm dikkatiyle kafesin ahşap parmaklıklarından dışarı bakıyor ve içten içe anlaşılmazı anlamaya çalışıyordu.
O günden sonra Tarhos'un sahibi Guardia Compagnia oldu ve Tarhos orada Kadir Hakam'dan eğitim aldı. Eğitimi sırasında çeşitli silahları kullanmayı, zırh dövmeyi ve hizmetine ihtiyaç duyanlara itaatkarca hizmet etmesini sağlayacak onur kurallarını öğrendi. Yıllar gelip geçti ama Tarhos birbirleriyle düşmanca rekabet eden paralı askerlerin arasında az sayıda arkadaş edinebildi. Ancak yeteneği, gücü ve zekâsı bir grup askerin onu liderleri olarak görmesini sağladı. Bu küçük grup, Tarhos'un cesaretinin savaşta onlara şans getirdiğine ve onun bir gün özgür kalmalarını sağlayacağına inanıyordu. Tarhos'a ölümüne bağlılık yemini eden üç takipçi zaman içinde sadık üçlü adını aldı. Onlar Tarhos'un sürüsüydü.
Alejandro Santiago, Guardia Compagnia'nın zırhçısında çıraklık yapıyordu.
Durkos Malecek gizlice hareket etme ve sessizce öldürme konularında doğuştan yetenekliydi.
Sander Rault ise cüsse ve güç bakımından Tarhos'la aynı kulvardaydı. Silah olaraksa devasa bir savaş baltası kullanıyordu.
Guardia Compagnia uzak diyarlara sefer düzenledikçe Tarhos sayısız düşmanın hakkından geldi. Yıllar geçti. Dökülen kanlar nehir oldu taştı. Ancak bu katliamların verdiği his, Tarhos'un köyünde hissettiği duygunun yanına bile yaklaşamadı. Yine de savaşlarda gösterdiği cesaret Tarhos'a şövalyelik unvanını ve özgürlüğünü kazandırdı. Bir zamanların Macar kölesi artık özgürdü. Acımasızlığının karşılığını almıştı almasına ama aradığı o isimsiz ve tarifsiz duyguyu hâlâ bulamamıştı. Küçük gördüğü insanlardan emir almaktan bıktığı için kendi yolunu çizmek amacıyla Guardia Compagnia'dan ayrıldı. Ancak Guardia Compagnia'nın lideri Tarhos'un takipçilerini özgür bırakmayı reddetti.
Takipçilerini özgürlüklerine kavuşturmak için gereken altını bulmaya karar veren Tarhos, zengin bir İtalyan lordun yanında iş buldu. Bu lord Portoscuro'nun dükü Vittorio Toscano'ydu. Aynı zamanda bir âlim ve gezgin olan Vittorio, mistiklerden oluşan gizli bir grubun sakladığı kadim bilgileri topluyordu. Tarhos, Vittorio'nun yıllar içinde unutulmuş kadim bir okuldan geriye kalan sütun parçasını bulmak için düzenlediği keşif gezisine katıldı. Vittorio bu taşa Lapis Paradisus, yani Cennet Taşı diyordu çünkü bu taşın iyilik ve kötülük kavramlarını aşmış, mükemmel bir dünyaya açılan bir geçidin sırlarını sakladığına inanıyordu.
Keşif gezisinin ilk durağı Fransa'daki Roma kalıntıları oldu. Ardından Pirene Dağları'nı aşarak İspanya'ya geçen ekip, oradan Portekiz'in Sintra şehrindeki yeraltı mezarlarına ulaştı.
Şehrin sakinleri yeraltı mezarlarının kutsal olduğunu düşünüyordu. Tarhos'un taşı almak için mezarların girişini koruyan köylüleri öldürmesi gerekiyordu. Kan dökülmesini istemeyen Vittorio, Tarhos'a taşı elde etmenin başka bir yolunu bulmasını emretti. Ancak doğruluk maskesini takanların en korkunç eylemleri gerçekleştirdiğine şahit olmuş Tarhos, onur bahanesiyle kararından dönmeye niyetli değildi. Vittorio'nun kampa dönmesini bekledi. Ardından da kükreyerek ilerlemeye başladı ve taşı ele geçirene dek yoluna çıkan herkesi acımasızca katletti.
Portoscuro'ya dönen Tarhos, Vittorio'yu kendi zindanına hapsetti ve ondan taşın üstüne kazınmış sembollerin anlamını açıklamasını istedi. Vittorio konuşmayı reddedince de arkadaşlarıyla ailesine vahşice işkence etti ve cansız bedenlerini şehrin sokaklarında sergiledi. Ancak Tarhos'un yaptığı hiçbir şey Vittorio'nun taşın sırlarını anlatmamaya yönelik kararlılığını zayıflatamadı. Öfkeden deliye dönen Tarhos, Vittorio'nun servetine el koyarak küçük bir ordu kurdu. Birkaç ay sonra ordusunu korkusuzca Guardia Compagnia'nın üstüne sürüp kışlaları yıktı, takipçilerini kurtardı ve düşmanlarını ot biçermiş gibi biçerek "erdemli" başlarını giderek büyüyen "onur" sergisine ekledi.
Zamanla civar illerdeki birkaç lord Tarhos'un kötülüğün vücut bulmuş hali olduğuna karar verdi. Kötülüğü Portoscuro'dan söküp atmak amacıyla birlik olarak "erdemli" ve "faziletli" bir ordu kurdular. Ancak Tarhos onların tehditlerini görmezden geldi. Onları açgözlülükleriyle hırslarını kanunların, kuralların ve içi boş lafların arkasına saklayan korkaklar olarak görüyordu. Bu kanunlar, kurallar ve içi boş laflar Tarhos'un hiçbir önyargıya varmadan benimsediği ve kabullendiği karanlıktan saklanmak için oluşturulmuştu.
Düşmanları Portoscuro'ya doğru ilerlerken Tarhos, Vittorio'yu hak ettiği sona, yani ölümüne kavuşturmak için zindanlara yöneldi. Ona lordlar tarafından kurtarılacağına dair bir ümit kırıntısı bile vermeye niyetli değildi. Karanlık emellerle küçük hapishaneye girdi ve yerin derinliklerine doğru inerek meşalelerle aydınlatılmış koridorda ilerledi. Vittorio'nun sakladığı bilgi ve sırları asla öğrenemeyeceğini fark edince bir an duraksadı. Ancak yalnızca o değil, hiç kimse öğrenemeyecekti. Bunun bilincinde olmak ona yetti. Düşüncelerinden sıyrılınca zindanın kilidini açtı ve kapıyı tekmeleyerek içeri girdi. İki uzun adımda fareler dışında hiçbir canlının bulunmadığı hücreye ulaştı.
Bir an sessizce kalakalan Tarhos, şehirden aniden yükselen savaş seslerini duyunca öfkeyle kükredi. Hiç vakit kaybetmeden koridorda gerisingeri ilerledi, bozuk merdivenleri birer ikişer tırmandı ve mehtabın aydınlattığı kapıdan dışarı fırladı. Ay ışığında parlayan kan birikintilerinin ve cesetlerin arasında düşmanlara hücum ederek yoluna devam etti. "Erdemli" ve "faziletli" lordlar evleri paramparça eden, köylüleri ezip geçen, yerde çukurlar açan ve saman balyalarıyla kereste yığınlarını tutuşturan alevli kayaları ve ağaç gövdelerini şehre fırlatıyordu.
Tarhos'un sürüsü katliamın ve kaosun ortasında Tarhos'u bulmayı başarınca sırt sırta vererek çevrelerine ölüm yağdırmaya başladılar. Bazıları cesaretlerinin onlara şans getirdiğine, bazıları da dünya dışı bir şeyin onları koruduğuna inanıyordu. Nasıl olduğu fark etmeksizin Tarhos ve sürüsü böcekleri eziyormuşçasına düzinelerce savaşçının hakkından geldi. Onlar düşmanları biçerken cesetlerden ve tangırdayan zırhlardan tuhaf bir sis yükselmeye başladı ancak Tarhos sis burnunun ucunu bile görememesine neden olacak kadar yoğunlaşana dek bunu fark etmedi.
Sendeleyerek ilerleyen Tarhos, annesinin ona yıllar önce zorla içirdiği siyah sıvıyı andıran yoğun sisin içinde elleriyle yolunu bulmaya çalışıyordu. Nerede olduğunu bilmeden ve yön duygusu altüst olmuş bir biçimde sürüsüne seslendi. Neredeyse zifiri karanlıkta ne kadar uzun bir süre boyunca tökezleye tökezleye ilerlediğini bilmiyordu. Ancak sis aniden dağılınca Tarhos çürüyen bedenler, yanan köyler ve ufukta çarpık bir biçimde duran paramparça kulelerle dolu tüyler ürpertici bir manzarayla karşı karşıya kaldı. Manzarayı huşu içinde seyretti. O tanıdık tiz sesi duymaya başlayınca tüyleri diken diken oldu. Şaşkına dönmüş bir halde olduğu yerde kalakaldı. Hayatı boyunca aradığı şeyi şans eseri bulduğunu fark etmişti. Vittorio'ya ihtiyacı yoktu. Taşa da ihtiyacı yoktu. Cennetini bulmuştu.
Güzelliği ve korkuyu bulmuştu.
Yüce'yi bulmuştu.
Sanki huşu içindeydi...
O anı anlamlandırmaya çalışan Tarhos, arkasından yaklaşan adamları fark etmedi. Hatta adamlar onu iki tekerlekli bir at arabasına götürüp kölelerle dolu küçük, ahşap bir kafese kilitlerken tepki bile vermedi. Büyülenmiş bir şekilde manzarayı izlemeye devam etti. Yolculuk sırasında ona İtalya'ya gittiklerini söylemelerine rağmen Tarhos tüm dikkatiyle kafesin ahşap parmaklıklarından dışarı bakıyor ve içten içe anlaşılmazı anlamaya çalışıyordu.
O günden sonra Tarhos'un sahibi Guardia Compagnia oldu ve Tarhos orada Kadir Hakam'dan eğitim aldı. Eğitimi sırasında çeşitli silahları kullanmayı, zırh dövmeyi ve hizmetine ihtiyaç duyanlara itaatkarca hizmet etmesini sağlayacak onur kurallarını öğrendi. Yıllar gelip geçti ama Tarhos birbirleriyle düşmanca rekabet eden paralı askerlerin arasında az sayıda arkadaş edinebildi. Ancak yeteneği, gücü ve zekâsı bir grup askerin onu liderleri olarak görmesini sağladı. Bu küçük grup, Tarhos'un cesaretinin savaşta onlara şans getirdiğine ve onun bir gün özgür kalmalarını sağlayacağına inanıyordu. Tarhos'a ölümüne bağlılık yemini eden üç takipçi zaman içinde sadık üçlü adını aldı. Onlar Tarhos'un sürüsüydü.
Alejandro Santiago, Guardia Compagnia'nın zırhçısında çıraklık yapıyordu.
Durkos Malecek gizlice hareket etme ve sessizce öldürme konularında doğuştan yetenekliydi.
Sander Rault ise cüsse ve güç bakımından Tarhos'la aynı kulvardaydı. Silah olaraksa devasa bir savaş baltası kullanıyordu.
Guardia Compagnia uzak diyarlara sefer düzenledikçe Tarhos sayısız düşmanın hakkından geldi. Yıllar geçti. Dökülen kanlar nehir oldu taştı. Ancak bu katliamların verdiği his, Tarhos'un köyünde hissettiği duygunun yanına bile yaklaşamadı. Yine de savaşlarda gösterdiği cesaret Tarhos'a şövalyelik unvanını ve özgürlüğünü kazandırdı. Bir zamanların Macar kölesi artık özgürdü. Acımasızlığının karşılığını almıştı almasına ama aradığı o isimsiz ve tarifsiz duyguyu hâlâ bulamamıştı. Küçük gördüğü insanlardan emir almaktan bıktığı için kendi yolunu çizmek amacıyla Guardia Compagnia'dan ayrıldı. Ancak Guardia Compagnia'nın lideri Tarhos'un takipçilerini özgür bırakmayı reddetti.
Takipçilerini özgürlüklerine kavuşturmak için gereken altını bulmaya karar veren Tarhos, zengin bir İtalyan lordun yanında iş buldu. Bu lord Portoscuro'nun dükü Vittorio Toscano'ydu. Aynı zamanda bir âlim ve gezgin olan Vittorio, mistiklerden oluşan gizli bir grubun sakladığı kadim bilgileri topluyordu. Tarhos, Vittorio'nun yıllar içinde unutulmuş kadim bir okuldan geriye kalan sütun parçasını bulmak için düzenlediği keşif gezisine katıldı. Vittorio bu taşa Lapis Paradisus, yani Cennet Taşı diyordu çünkü bu taşın iyilik ve kötülük kavramlarını aşmış, mükemmel bir dünyaya açılan bir geçidin sırlarını sakladığına inanıyordu.
Keşif gezisinin ilk durağı Fransa'daki Roma kalıntıları oldu. Ardından Pirene Dağları'nı aşarak İspanya'ya geçen ekip, oradan Portekiz'in Sintra şehrindeki yeraltı mezarlarına ulaştı.
Şehrin sakinleri yeraltı mezarlarının kutsal olduğunu düşünüyordu. Tarhos'un taşı almak için mezarların girişini koruyan köylüleri öldürmesi gerekiyordu. Kan dökülmesini istemeyen Vittorio, Tarhos'a taşı elde etmenin başka bir yolunu bulmasını emretti. Ancak doğruluk maskesini takanların en korkunç eylemleri gerçekleştirdiğine şahit olmuş Tarhos, onur bahanesiyle kararından dönmeye niyetli değildi. Vittorio'nun kampa dönmesini bekledi. Ardından da kükreyerek ilerlemeye başladı ve taşı ele geçirene dek yoluna çıkan herkesi acımasızca katletti.
Portoscuro'ya dönen Tarhos, Vittorio'yu kendi zindanına hapsetti ve ondan taşın üstüne kazınmış sembollerin anlamını açıklamasını istedi. Vittorio konuşmayı reddedince de arkadaşlarıyla ailesine vahşice işkence etti ve cansız bedenlerini şehrin sokaklarında sergiledi. Ancak Tarhos'un yaptığı hiçbir şey Vittorio'nun taşın sırlarını anlatmamaya yönelik kararlılığını zayıflatamadı. Öfkeden deliye dönen Tarhos, Vittorio'nun servetine el koyarak küçük bir ordu kurdu. Birkaç ay sonra ordusunu korkusuzca Guardia Compagnia'nın üstüne sürüp kışlaları yıktı, takipçilerini kurtardı ve düşmanlarını ot biçermiş gibi biçerek "erdemli" başlarını giderek büyüyen "onur" sergisine ekledi.
Zamanla civar illerdeki birkaç lord Tarhos'un kötülüğün vücut bulmuş hali olduğuna karar verdi. Kötülüğü Portoscuro'dan söküp atmak amacıyla birlik olarak "erdemli" ve "faziletli" bir ordu kurdular. Ancak Tarhos onların tehditlerini görmezden geldi. Onları açgözlülükleriyle hırslarını kanunların, kuralların ve içi boş lafların arkasına saklayan korkaklar olarak görüyordu. Bu kanunlar, kurallar ve içi boş laflar Tarhos'un hiçbir önyargıya varmadan benimsediği ve kabullendiği karanlıktan saklanmak için oluşturulmuştu.
Düşmanları Portoscuro'ya doğru ilerlerken Tarhos, Vittorio'yu hak ettiği sona, yani ölümüne kavuşturmak için zindanlara yöneldi. Ona lordlar tarafından kurtarılacağına dair bir ümit kırıntısı bile vermeye niyetli değildi. Karanlık emellerle küçük hapishaneye girdi ve yerin derinliklerine doğru inerek meşalelerle aydınlatılmış koridorda ilerledi. Vittorio'nun sakladığı bilgi ve sırları asla öğrenemeyeceğini fark edince bir an duraksadı. Ancak yalnızca o değil, hiç kimse öğrenemeyecekti. Bunun bilincinde olmak ona yetti. Düşüncelerinden sıyrılınca zindanın kilidini açtı ve kapıyı tekmeleyerek içeri girdi. İki uzun adımda fareler dışında hiçbir canlının bulunmadığı hücreye ulaştı.
Bir an sessizce kalakalan Tarhos, şehirden aniden yükselen savaş seslerini duyunca öfkeyle kükredi. Hiç vakit kaybetmeden koridorda gerisingeri ilerledi, bozuk merdivenleri birer ikişer tırmandı ve mehtabın aydınlattığı kapıdan dışarı fırladı. Ay ışığında parlayan kan birikintilerinin ve cesetlerin arasında düşmanlara hücum ederek yoluna devam etti. "Erdemli" ve "faziletli" lordlar evleri paramparça eden, köylüleri ezip geçen, yerde çukurlar açan ve saman balyalarıyla kereste yığınlarını tutuşturan alevli kayaları ve ağaç gövdelerini şehre fırlatıyordu.
Tarhos'un sürüsü katliamın ve kaosun ortasında Tarhos'u bulmayı başarınca sırt sırta vererek çevrelerine ölüm yağdırmaya başladılar. Bazıları cesaretlerinin onlara şans getirdiğine, bazıları da dünya dışı bir şeyin onları koruduğuna inanıyordu. Nasıl olduğu fark etmeksizin Tarhos ve sürüsü böcekleri eziyormuşçasına düzinelerce savaşçının hakkından geldi. Onlar düşmanları biçerken cesetlerden ve tangırdayan zırhlardan tuhaf bir sis yükselmeye başladı ancak Tarhos sis burnunun ucunu bile görememesine neden olacak kadar yoğunlaşana dek bunu fark etmedi.
Sendeleyerek ilerleyen Tarhos, annesinin ona yıllar önce zorla içirdiği siyah sıvıyı andıran yoğun sisin içinde elleriyle yolunu bulmaya çalışıyordu. Nerede olduğunu bilmeden ve yön duygusu altüst olmuş bir biçimde sürüsüne seslendi. Neredeyse zifiri karanlıkta ne kadar uzun bir süre boyunca tökezleye tökezleye ilerlediğini bilmiyordu. Ancak sis aniden dağılınca Tarhos çürüyen bedenler, yanan köyler ve ufukta çarpık bir biçimde duran paramparça kulelerle dolu tüyler ürpertici bir manzarayla karşı karşıya kaldı. Manzarayı huşu içinde seyretti. O tanıdık tiz sesi duymaya başlayınca tüyleri diken diken oldu. Şaşkına dönmüş bir halde olduğu yerde kalakaldı. Hayatı boyunca aradığı şeyi şans eseri bulduğunu fark etmişti. Vittorio'ya ihtiyacı yoktu. Taşa da ihtiyacı yoktu. Cennetini bulmuştu.
Güzelliği ve korkuyu bulmuştu.
Yüce'yi bulmuştu.